İptal davası ve Tam Yargı Davası Nedir? Arasındaki Farklar Nelerdir?

İPTAL DAVASI

İptal davaları idari işlemin iptalini amaçlayan davalardır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde iptal davası şu şekilde tanımlanmıştır; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları.” Buna göre dava konusu idari işlem kanunda sayılan beş unsur bakımından hukuka uygun olup olmadığı bakımından incelenir. Bu unsurların bir veya birkaçında hukuka aykırılık görülürse işlem iptal edilecektir.

Yetki unsuru açısından yapılan esas incelemesinde idari işlemin yer, konu ve zaman yönünden yetkili makam tarafından yapılıp yapılmadığı incelenir. Şekil unsuru açısından incelemede ise idari işlemin mevzuatta öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılmadığı denetlenir. Sebep unsuru yönünden inceleme yapılırken idareyi işlem yapmaya iten sebebin gerçek ve hukuka uygun olup olmadığı denetlenir.

Konu unsuru yönünden esas incelemesinde idari işlemin konusu yani işle neticesinde dış dünyada ortaya çıkan sonucun hukuka uygun olup olmadığı denetlenir.

Amaç (maksat) unsurunun denetiminde ise idari işlemin kamu yararı amacını gerçekleştirmek için yapılıp yapılmadığı denetlenir İptal davası açmak için hak ihlali şart değildir ;menfaat ihlali yeterli sayılmaktadır.Bu ise dava konusu işlem ile davacı arasında makul bir hukuksal ilişkinin varlığı dava açmak için yeterlidir demektir.

İptal davasının konusunu kesin ve icrai nitelikteki idari işlemler oluşturur.

İptal davasını açma süresi nispeten kısa(genel olarak 60 gün) tutulmuştur.

Tam Yargı Davası

Tam Yargı davalarında  devletin işlem veya eylemlerinden kaynaklanan zarardan sorumlu olup olmadığı hususu incelenmektedir. Devlet, faaliyet alanının ve yaptığı hizmetlerin yaygınlaşması sebebiyle kişilerle daha çok ilişkide bulunmakta; toplum hayatında daha çok yer almaktadır. Bu durumun doğal sonucu olarak ilişkide bulunduğu kişilere zarar verebilmekte ve kendisi de zarar görebilmektedir.

“Herkes neden olduğu zararları gidermek zorundadır” şeklindeki sorumluluk ilkesi kişiler için geçerli olduğu gibi, devlet için de söz konusudur. İdarenin mali sorumluluğu, yürüttüğü faaliyetin tabi olduğu hukuki rejime göre değişmektedir . İdare, özel hukuka tabi faaliyetlerinden dolayı özel hukuk kurallarına göre, kamu hukukuna tabi faaliyetleri dolayısıyla da idare hukuku kurallarına göre sorumludur. Bir kamu hizmetinin yerine getirilmesi sırasında veya sebebiyle, idarenin belli bir kamu görevlisine atıf ve izafe edilmesi mümkün bir kişisel kusur dolayısıyla ortaya çıkmış olmayan; kamu hizmetinin bizzat kuruluş, işleyiş ve teşkilatlanmadaki aksaklık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik ve sakatlık şeklinde karşımıza çıkan kusura, Fransız Hukukundaki ifadeyle hizmet kusuru adını veriyoruz.

İdarenin mali sorumluluğunun dayanağı ve hukuki sorumluluğunun esası olan hizmet kusuru, nesnel niteliklidir. Hizmet kusuru, haksız fiilde bireyler için söz konusu olan; kin, garez, husumet gibi insani dürtülerle işlenilen ya da ihmal, dikkatsizlik, tedbirsizlik gibi beşeri zaaflarla ortaya çıkan sübjektif mahiyette bir kusur değildir. Hizmet kusuru, hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde, yürütülmesinde, teşkilatlanmasında, personelinde veya denetiminde ortaya çıkan düzensizlik, bozukluk, aksaklık, eksiklik veya hizmete tahsis olunan teçhizatın yetersiz, elverişsiz, kötü olması gibi kamu hizmetinin yapısından, işleyişinden ya da vasıtalarından kaynaklanan afaki, objektif bir mahiyet sergilemektedir.

Sosyal hukuk devleti anlayışının gelişmeye başlaması ile birlikte, kamu hizmetlerinin tür ve sayısındaki artışa bağlı olarak, Devletin sorumluluğunun esaslarında da değişiklikler olmuştur. Günümüz Devletinde artık Devlet, kusurlu olmasa da faaliyetlerinden doğan zararlardan sorumlu kabul edilmektedir. Bu durum, Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” hükmünün gereğidir. 

İdare hukukunda kusursuz sorumluluk hali, özel hukukta olduğu gibi istisna olmayıp, en az kusur sorumluluğu kadar yaygın ve önemlidir. Ancak yine de idare hukukunda esas olan kusur sorumluluğudur. Bu nedenle önüne gelen olayda idari yargı mercileri, öncelikle kusur bulunup bulunmadığına bakacaklar; idari bir kusur söz konusu değilse, kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanabilirliğini araştıracaklardır. Kusur varsa, olayda ayrıca kusursuz sorumluluk ilkelerinin olup olmadığına bakılmayacaktır. 

Kusursuz sorumluluğun dayandığı ilkeleri, risk (tehlike, hasar) ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakârlığın denkleştirilmesi) ilkesi olarak belirtebiliriz. Öğretide tehlike, hasar ya da muhatara ilkesi şeklinde farklı kavramlarla ifade edilen risk ilkesi, genel olarak bazı faaliyetlerin, bünyesinde taşıdığı tehlikeler dolayısıyla kişilere zarar vermiş olması halinde, bu faaliyet sahibinin kusuruna bakılmaksızın, meydana gelen zarardan sorumlu olması düşüncesine dayanır.

Gerek hizmet kusuru ve gerekse kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde, idarenin işlem veya eylemlerinden kaynaklanan sorumluluğu söz konusudur. Mahkemeler bu hususları dikkate almak suretiyle, idarenin sorumluluğunu tespit eder.

Tam Yargı Davalarının İptal Davalarından Farkları Nelerdir?

Davacı iptal davasında yalnızca davaya konun edilen idari işlemin iptalini talep etmektedir. Tam yargı davasında ise davacı, bir hakkın yerine getirilmesi, uygulanmasını veya durdurulmasını yani icrai bir davranışta bulunulmasını talep etmektedir. İptal davalarına kural olarak yalnızca idari işlemler konu edinilir. Tam yargı davalarında ise, idari eylemler ve idari sözleşmeler konu edinilmektedir. 

Nitekim yukarıda detaylı açıklandığı üzere iptal davası açmak için kişisel bir menfaatin ihlal edilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu menfaat güncel, kişisel ve meşru bir menfaat olmalıdır. Tam yargı davasının açılabilmesi için yalnızca kişisel bir hakkın ihlal edilmesi gerekli ve yeterlidir. Ayrıca tam yargı davaları yalnızca davanın tarafları bakımından sonuç doğurmakta iken iptal davaları, esasen idari bir işlemin iptal edilmesini konu edindiklerinden dolayı ilgili işlemin iptal olması ile işlemin üzerinde etkili olduğu herkes etkilenecektir.

İptal davası ve Tam Yargı Davası Nedir? Arasındaki Farklar Nelerdir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir